Kayıtlar

Şubat, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Aidiyet Sorunsali Uzerine

  Aidiyet çoğu zaman insanın yarasını saran bir şey gibi anlatılır. Bir yere ait olmak, yalnız kalmamak, bir “biz”in içinde durmak… Güven hissi verir. Oysa sahada, terapi odasında ve gerçek hayatta gördüğüm şey şu: Aidiyet her zaman güven üretmez. Bazen sadece insanı sakinleştirir. Ve sakinleşmek, her zaman iyileşmek değildir. Birçok insan aidiyetini anlatırken aynı cümleyi kurar: “Oradayken düşünmem gerekmiyordu.” Bu cümle kulağa rahatlatıcı gelir. Ama biraz durup dinlediğinizde, bunun bir bağlanma hikâyesi değil, bir regülasyon hikâyesi olduğunu fark edersiniz. İnsan kendi iç dünyasını taşımakta zorlandığında, onu bir yapının içine emanet etmiştir. Kaygı azalmıştır, belirsizlik susmuştur, ama kişi büyümemiştir. Bu durum özellikle çocukluk ve erken ergenlik dönemlerinde çok daha belirgindir. Kimliğin henüz oluşmadığı, “Ben kimim?” sorusunun sorulamadığı yaşlarda ait olma ihtiyacı çok güçlüdür. Çocuk yalnız kalmak istemez, yanlış yapmaktan korkar, onaylanmak ister. Cemaat yapıları ...